“‘Kolay Gelsin’ İngilizceye Olduğu Gibi Alınmalı”
Türkçe’de her gün kullandığımız “kolay gelsin”, bir Londralının gözünde İngilizce’de eksik olan bir nezaket biçimi olabilir mi? Monocle yazarı Hannah Lucinda Smith’e göre bu dört hece, çevrilmeden - olduğu gibi - İngilizce’ye geçmeli.
İki Sözcük...Dört hece... Sosyal sınıf, eğitim, yaş gözetmeyen bir nezaket.
Monocle dergisinde Nisan ayında ilginç bir yazı çıktı. İstanbul muhabiri Hannah Lucinda Smith, yıllarca Türkiye'de yaşadıktan sonra Londra'ya döndüğünde kendini hala Türkçe 'kolay gelsin' derken bulduğunu anlatıyor. Yanından geçtiği bir inşaat işçisine söylüyor. Adam duraksıyor. "Huh?" diyor. Smith "may it come easy" diye açıklıyor. İşçi geriye bakıyor: "Right. OK."
Bu sahneyi hayal edince gülümsememek elde değil. Ama gülümsemenin hemen ardından tuhaf bir şey hissediyorsunuz: Acaba biz de 'kolay gelsin' derken ne söylediğimizi gerçekten düşünüyor muyuz? Bunun ne kadar özgün bir ifade olduğunun farkında mıyız?
Smith'in betimlediği sahne, aslında Türkçe'nin nasıl çalıştığını çok güzel özetliyor. Çünkü 'kolay gelsin', sözcüklerin toplamından fazlasını taşıyan o nadir ifadelerden biri. Kelime kelime çevrildiğinde anlam uçuyor. Kalan şey, biraz kibar, biraz garip bir İngilizce cümle: "may it come easy". Bu nedenle Smith, 'kolay gelsin'in İngilizceye çevrilmeden olduğu gibi alınmasını öneriyor.
Smith ayrıca şuna dikkat çekiyor: 'Kolay gelsin' Türkçe'nin resmi/gayriresmi hitap ayrımından bağımsız. 'Sen'le mi konuşuyorsunuz, 'siz'le mi — fark etmez. 'Kolay gelsin' diyebilirsiniz. Sokaktaki temizlik işçisine de söylenir, bankayı aradığınızda çağrı merkezi çalışanına da. Göçmenlik bürosundaki memura da. İfade, sosyal mesafeyi bir anda kapatıyor.
Türkçe'nin 'sen/siz' ayrımı bazen mesafeyi pekiştirir. Ama "kolay gelsin" bu ayrımı devre dışı bırakıyor — dilbilgisi bile eşitleyici olabiliyor.
"Londra'da bu ifadenin karşılığı olan bir ifade yok", diyor Smith. 'Please', 'thanks', 'cheers' — bunlar tek heceli, işlevsel kibarlıklar. Ama birinin emeğini gören, onu onaylayan, "seni fark ediyorum" diyen birer ifade değil. O boşluk, Türkçede dolmuş. İngilizce'de hala açık.
'Kolay Gelsin' yalnız değil: 'Geçmiş olsun' ve 'Afiyet olsun' da var
Smith yazısında 'kolay gelsin'in yanı sıra iki ifadeye daha değiniyor. Türkçe, bu alanda gerçekten zengin.
Geçmiş olsun — "Geçmiş olsun" demek; yaşanan zorluğun, hastalığın, üzüntünün geride kaldığı umudunu taşıyor. Smith, yazısında bunu "may it be behind you" diye çevirmiş. Çok özgün bir ifade 'geçmiş olsun'...Hem "Senin için bunun geride kalmış olmasını dilerim" anlamı var, hem "umarım atlatırsın", hem de "yanındayım" — hepsi bir arada. Türkçe burada nezaket göstermekle kalmıyor: Yaşanan kötü şeyin geride kalmasını diliyor. Acıyı sosyal olarak paylaşılır hale getiriyor.
Afiyet olsun — Yemek yiyen birine söylenir, bazen sadece su içene bile. Peçetelere basılır, menülere yazılır. Bir dilektir ama aynı zamanda bir sosyal ritüel. Smith, 'afiyet olsun'u Fransızcadaki 'bon appétit' ifadesinin Türkçe karşılığı olarak tanımlıyor. Doğru, ama eksik. Çünkü 'bon appétit' birebir çevrildiğinde daha çok “iyi iştahlar” gibi bir anlama geliyor. 'Afiyet olsun' ise iştah ile birlikte esenliğe ve iyi oluş haline de dokunuyor.
Smith yazısını ilginç bir önermeyle bitiriyor:
"Belki de çözüm, 'kolay gelsin' sözünü İngilizceye olduğu gibi almakta yatıyordur. İngilizcenin başka dillerden sözcük ve ifadeleri alma konusunda çok başarılı olması gibi. 'Kismet', Türkçeden çıkıp Londra İngilizcesine bütünüyle karışmış bir Türkçe sözcüktür. 'Kolay gelsin' de telaffuzu görece kolay Türkçe ifadelerden biridir: kısa, kulağa hoş gelen bir yapısı vardır. Ama taşıdığı anlam ve etki, sözcüklerin birebir karşılığından çok daha güçlüdür. 'Kolay gelsin', İngilizce içinde zamanla farklı bölgesel telaffuzlar ve yeni tonlar kazanabilir. Hatta bir gün Oxford English Dictionary’ye bile girebilir. Sonuçta 2025’in Oxford Sözcüğü “rage bait” olduysa, dile biraz nezaket karışmasının kimseye zararı olmaz."
'Kısmet'in Londra'da yaygın olarak kullanılması, Oxford ve Cambridge sözcüklerine girmiş olması gerçekten ilginç. — Bu aslında küçük bir not değil. Dilimizden kopup giden, dönüşüp başka bir dilde yeniden doğan sözcükler var. Onları takip etmek, bir anlamda kendi dilimizi dışarıdan izlemek demek.
Yazının sonunda Smith, 'kolay gelsin'in Türkiye için bir yumuşak güç aracı olabileceğini de söylüyor. "Erdoğan'ın sert imgesi ya da turizm kampanyalarının klişeleri değil — belki bu dört hece, dünyanın Türkiye'ye bakışını daha iyi anlatır." diyor.
Biz 'kolay gelsin'i her gün kullanıyoruz. Ama içinde ne taşıdığını pek düşünmüyoruz. Dışarıdan bir göz, bazen bize kendi evimizi daha net gösterebiliyor.
Smith'in 'yumuşak güç' (soft power) çıkarımına katılmamak elde değil. Ama burada aslında daha ilginç olan soru şu: Türkçe bu kibarlığı nasıl inşa etti? Hangi toplumsal ihtiyaç bu dört heceyi yarattı ve yaşattı? Bu soruyu sormak, dili anlamaktan öte, bir toplumun kendini nasıl örgütlediğini anlamak demek.