Ülkeler Neden Gelişir ve Zenginleşir, Neden Geriler ve Yoksullaşır?

Bazı ülkeler zamanla zenginleşir, bazıları ise geriler ve yoksullaşır. Bir teoriye göre bu fark ne coğrafyayla ne de “kaderle” açıklanabilir. Asıl belirleyici olan, gücün kimde toplandığı, kurumların nasıl işlediği ve toplumun devleti ne ölçüde denetleyebildiğidir.

Ülkeler Neden Gelişir ve Zenginleşir, Neden Geriler ve Yoksullaşır?

Bazı ülkeler zamanla zenginleşir, bazıları ise geriler ve yoksullaşır. Bu fark çoğu zaman coğrafyayla, kültürle ya da “kaderle” açıklanmaya çalışılır. Oysa aynı iklimde, aynı kültürde hatta aynı şehirde yaşayan toplumların bambaşka sonuçlara ulaştığını gösteren çok sayıda örnek vardır.

Asıl önemli olan şudur: Güç kimde toplanır, kurallar kimin için işler ve toplum devleti ne ölçüde denetleyebilir? Bu yazı, Daron Acemoğlu’nun teorilerinden hareketle ülkelerin neden farklı yönlere savrulduğunu, zenginliğin ve yoksulluğun hangi kurumsal tercihlerle şekillendiğini ele alıyor.

Kurumlar, Güç ve Toplum Dengesi: Daron Acemoğlu’nun Teorilerinden Bir Çerçeve

Acemoğlu kurumları ikiye ayırır: Sömürücü kurumlar ve kapsayıcı kurumlar.

1. Sömürücü (Extractive) Kurumlar: Güney Amerika Örneği
İspanyol sömürgeciler Güney Amerika'ya geldiklerinde, buralarda yoğun yerli nüfusu ve zengin altın ve gümüş madenleri buldular. Stratejileri, bu yerli halkı zorla çalıştırıp kaynakları küçük bir elit grubun ve İspanya Kraliyeti'nin çıkarı için sömürmek üzerine kuruluydu.

Bunun doğal sonucu, gücü elinde tutan küçük bir azınlığın halkın büyük çoğunluğunu siyasi ve ekonomik süreçlerin dışında bırakması oldu.

Bu sistem yenilikçiliği (inovasyonu) teşvik etmez, çünkü halkın mülkiyet hakkı yoktur ve kazandığına el konulacağını bilir.

Not: "Sömürücü Kurumlar" tanımlaması "Dışlayıcı Kurumlar" olarak da çevrilebilir.

2. Kapsayıcı (Inclusive) Kurumlar: Kuzey Amerika Örneği
İngilizler Kuzey Amerika'ya (Jamestown/Virginia) geldiklerinde, Güney'deki gibi ne yağmalanacak büyük altın madenleri ne de köleleştirilecek yoğun bir yerli nüfus bulabildiler. Hayatta kalmak için yerleşimcilere teşvik vermeleri, yani onlara mülkiyet hakkı ve siyasi temsil tanımaları gerekti.

Bunun doğal sonucu olarak 1619'da kurulan Genel Kurul gibi yapılarla sıradan insanların da yönetimde söz sahibi olduğu ve mülkiyet haklarının korunduğu bir sistem gelişti. Bu "kapsayıcı" yapı, herkesin kendi çıkarı için çalışmasını, icat yapmasını ve ticaret yapmasını teşvik ederek uzun vadeli zenginliği getirdi.
Özellik Güney Amerika (Sömürücü) ABD / Kuzey Amerika (Kapsayıcı)
Siyasi Güç Dar bir elit grubun elinde Toplumun geniş kesimlerine yayılmış
Ekonomik Fırsat Elitlerin lehine tekelleşmiş Rekabete ve yeniliğe açık
Mülkiyet Hakları Güvensiz ve elit odaklı Güçlü ve geniş çaplı korunan
Eğitim ve Teknoloji Halktan esirgenmiş Teşvik edilmiş ve yaygınlaşmış

Acemoğlu’nun teorisini ete kemiğe büründüren en somut iki kavrama değinmekte fayda vardır:

1. Nogales Kenti: Bir Çit, İki Dünya

Acemoğlu'nun en çarpıcı örneği olan Nogales kenti bu teoriyi özetler: Kentin yarısı ABD (Arizona), diğer yarısı Meksika'dadır. Coğrafya, iklim ve kültür aynı olmasına rağmen ABD tarafında hukuk, eğitim ve güvenlik sistemi (kurumlar) çalıştığı için refah düzeyi çok daha yüksektir.

Acemoğlu ve Robinson, teorilerini kanıtlamak için Nogales kentini laboratuvar gibi kullanır. Bu kent fiziksel olarak birdir ama ortasından ABD-Meksika sınırı geçer.

  • Nogales Kentinin kuzeyinde (Arizona, ABD) ortalama hane halkı geliri yüksektir, gençler okula gider, yollar bakımlıdır, hukuk sistemi mülkiyet haklarını korur ve vatandaşlar siyasi sürece katılır.
  • Nogales Kentinin güneyinde (Sonora, Meksika) suç oranları yüksektir, kamu hizmetleri yetersizdir, iş kurmak için rüşvet veya torpil gerekir ve hukuk sistemi elitlerin çıkarını gözetir.

Aynı kentin iki yarısı arasında neden böyle bir fark vardır? İki tarafta da iklim aynıdır (çöl), coğrafya aynıdır, hatta yaşayanların çoğu aynı atalardan gelen benzer kültüre sahip insanlardır. Tek fark kurumlardır. ABD tarafındaki kurumlar bireyi üretmeye teşvik ederken, Meksika tarafındaki kurumlar bireyin emeğinin çalınmayacağının garantisini vermez.


Not: Bu noktada Amerika Birleşik Devletlerindeki "rule of law = hukukun üstünlüğü" kavramı ön plana çıkar. Ancak son dönemde Donald Trump'ın söylemleri ve uygulamaları ABD'de hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırmamış olsa da, kurumsal güven üzerinde hissedilir bir aşınmaya yol açmıştır. Daha geniş bilgi için:

İlgili Yazı: Dolar Neden Hala Ayakta, Neden Tartışılıyor?

2. Yaratıcı Yıkım (Creative Destruction)

Bu kavram, neden sömürücü kurumların (Güney Amerika'daki gibi) değişime ve gelişime dirençli olduğunu açıklar. Gelişmişlik için yenilik şarttır. Ancak her yeni icat, eski bir gücü veya sektörü yok eder (örneğin dijital fotoğrafçılığın Kodak'ı bitirmesi).

Kapsayıcı kurumlarda rekabet teşvik edilir. Yeni gelen zeki biri, daha iyi bir ürünle dev bir şirketi tahtından indirebilir.

Sömürücü kurumlarda ülkeyi yöneten elitler, kendi ekonomik güçlerini sönümleyecek herhangi bir yenilikten korkarlar. Çünkü yeni bir teknoloji veya yeni bir zengin sınıf, onların siyasi kontrolünü sarsabilir.

Acemoğlu şu tespiti yapar: Güney Amerika tarihindeki diktatörlerin ve oligarkların demiryollarına veya sanayileşmeye karşı çıkmasının nedeni "aptal" olmaları değildir. Bu gelişmenin kendi koltuklarını tehlikeye atacağını bilmeleridir.

Kader Değil, Tercih

Acemoğlu'na göre yoksulluk bir coğrafi kader değildir. Toplumların gücü elinde tutanların imtiyazlarını korumak yerine hukuku ve ekonomiyi herkese açıp açmamayı tercih etmesidir. Gücü elinde tutanların imtiyazlarını korumayı tercih eden toplumlar geri kalır ve yoksullaşır. Hukuku herkes için eşit hale getirmeyi ve ekonomiyi herkese açmayı tercih eden toplumlar gelişir ve zenginleşir.

Bu Kurumsal Değişimin Tarihte Nasıl Gerçekleştiğine Örnek

Acemoğlu’na göre İngiltere’nin sanayi devrimini yapan ilk ülke olması bir tesadüf değildir. Her şey 1688 Görkemli Devrim (Glorious Revolution) ile başlayan siyasi bir kırılmayla ilgilidir.

1688 Görkemli Devrimi: Gücün El Değiştirmesi
Bu devrimden önce İngiltere, tıpkı o dönemdeki İspanya veya Fransa gibi mutlakiyetle yönetiliyordu. Kralın sözü kanundu, istediği vergiyi koyar, istediği mülke el koyabilirdi.

Mutlakiyet, ülkeyi yöneten kişinin her şeye tek başına karar verdiği bir yönetim biçimidir. Devletle ilgili önemli konularda son söz yalnızca baştaki kişiye aittir; halkın ya da başka kurumların karar süreçlerine etkisi yoktur. Yönetim tek merkezden yürütülür, yetkiler paylaşılmaz. Tarihte monarşi ve oligarşi gibi yönetimler, mutlakiyetçi düzenin farklı örnekleri olarak görülmüştür.

Ancak 1688’de Parlamento, Kral'ı devirdi ve yeni gelen hükümdarlara Haklar Bildirisi'ni (Bill of Rights) kabul ettirdi. Bu, dünya tarihini değiştiren bir dönüm noktasıydı, çünkü

  • Keyfi Vergilendirme Son Buldu: Artık kral kafasına göre vergi koyamıyordu, bütçe yetkisi halkın temsilcilerinden oluşan parlamentoya geçti.
  • Mülkiyet Hakları Güvence Altına Alındı: Devletin başarılı bir tüccarın malına el koyma riski ortadan kalktı.
  • Tekeller Kırıldı: Kralın sadece kendi dostlarına verdiği ticari imtiyazlar (tekeller) kaldırıldı, rekabetin önü açıldı.

Neden Sanayi Devrimi İspanya'da Değil de İngiltere'de Oldu?

Acemoğlu bunu şöyle açıklar: İspanya ve Güney Amerika'daki sömürgeci yönetimler, "Yaratıcı Yıkım"dan korkuyorlardı. Eğer birisi yeni bir makine icat ederse, bu yeni zenginlerin türemesine ve kralın otoritesinin sarsılmasına neden olabilirdi. Bu yüzden yeniliği engellediler.

İngiltere'de ise 1688 sonrası kurulan kapsayıcı kurumlar, mucitlere şu mesajı verdi:

"Bir şey icat edersen, bunun patentini alabilirsin, ticaretini yapabilirsin ve devlet gelip senin kazancına haksız yere el koyamaz."
  • James Watt bu sayede buharlı makineyi geliştirebildi.
  • Finansal Devrim yaşandı. İnsanlar güvenle bankalara para yatırabildi.

Kurumsal Sürüklenme (Institutional Drift)

Küçük farklar zamanla devasa uçurumlara yol açar. 1600'lerde İngiltere ve İspanya arasındaki farklar o kadar büyük değildi. Ancak İngiltere kapsayıcı yöne, İspanya ise sömürücü yöne saptı. Aradan geçen 200 yıl sonunda İngiltere dünyanın fabrikası haline gelirken İspanya ve onun kolonileri (Güney Amerika) geri kaldı.

Bu Noktada Günümüz İçin Ders

Acemoğlu'nun mesajı nettir: Bir ülkenin zenginleşmesi için sadece "teknoloji transfer etmesi" yetmez. O teknolojiyi üretecek özgürlüğü, mülkiyet haklarını ve hukuk devletini (yani kapsayıcı kurumları) inşa etmesi gerekir.

Osmanlı İmparatorluğu ve Çin'in Bugünkü Durumu Hakkında

Acemoğlu’nun teorisi, Batı dünyasındaki ilerlemenin yanı sıra Doğu toplumlarının neden geride kaldığını veya otoriter sistemlerin nasıl büyüdüğünü de çok net analiz eder.

1. Osmanlı İmparatorluğu ve Matbaa Örneği

Acemoğlu, Osmanlı'nın neden Sanayi Devrimi'ni kaçırdığını açıklarken "siyasi istikrar adına yeniliğin engellenmesi" üzerinde durur.

Matbaanın Gecikmesi: Matbaa Avrupa'da 1450'lerde yayılırken, Osmanlı'ya kitlesel olarak gelmesi yaklaşık 250 yıl sürdü. Acemoğlu'na göre bu teknik bir yetersizlik değil, bilinçli bir elit tercihidir.

Korku Faktörü: Okuryazarlığın artması ve bilginin yayılması, merkezi otoritenin ve ulemanın bilgi üzerindeki tekelini sarsabilirdi. Yani matbaa, bir "yaratıcı yıkım" tehdidiydi. Onun için matbaanın Osmanlı İmparatorluğuna girişini engellediler.

Bunun bir sonucu olarak bilgi ekonomisine geçiş engellenince kapsayıcı kurumlar gelişemedi ve imparatorluk ekonomik olarak Avrupa'nın gerisinde kaldı.

Osmanlı İmparatorluğunun çağın gerisinde kaldığı için çöktüğü, işgale uğradığı ve parçalandığı zaten bilinmektedir. Acemoğlu'nun teorisi Osmanlı İmparatorluğunun neden çağın gerisinde kaldığını daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır.

2. Çin: Sömürücü Kurumlar Altında Büyüme

Bugün Çin’in yükselişi, Acemoğlu’nun teorisine bir meydan okuma gibi görünse de o buna "Sömürücü Kurumlar Altında Büyüme" der.

Yetişme Büyümesi (Catch-up Growth): Çin, Batı'nın teknolojisini kopyalayarak ve kaynakları devlet zoruyla verimli alanlara aktararak hızla büyüdü.

Tavan Etkisi: Acemoğlu'na göre, bir ülke otoriter (sömürücü) bir yapıyla bir noktaya kadar büyüyebilir. Ancak gerçek anlamda "öncü" bir inovasyon yapmak için bireylerin özgürce düşünmesi ve mülkiyet haklarının (fikri mülkiyet dahil) mutlak korunması gerekir.

Sürdürülebilirlik: Acemoğlu, Çin'in kapsayıcı siyasi kurumlara (demokrasi, ifade özgürlüğü) geçmediği sürece bu büyümenin bir noktada tıkanacağını ve "yaratıcı yıkım" gerçekleşemediği için durgunluğa gireceğini savunur.

Bu noktada daha önceki yazımıza atıf yapmakta fayda görüyoruz. Çin 2025 yılında küresel inovasyon sıralamasında Almanya'yı geçerek 10. sıraya yükseldi.

İlgili Yazı: BM’nin En Yenilikçi 10 Ülke Listesinde Çin, Almanya’yı Geçti

Çin özel bir vaka olarak görülebilir ve Acemoğlu'nun Çin konusundaki görüşlerini bu gerçek karşısında yeniden değerlendirmek gerekebilir. Çünkü Çin, her alanda olduğu gibi yenilikçilik alanında da ilerlemeye devam etmektedir. Bu durum, Acemoğlu’nun çerçevesinin mutlak olmadığını, tartışmaya açık bir analiz sunduğunu da gösteriyor.


Kısır Döngü (Vicious Cycle) ve Erdemli Döngü (Virtuous Cycle)

Acemoğlu, ülkelerin neden bir türlü değişemediğini şu iki kavramla açıklar: Kısır döngü ve erdemli döngü.

Kavram İşleyiş Sonuç
Kısır Döngü Sömürücü kurumlar zenginlik üretir.
Oluşan zenginlik, sömürücü siyasi gücü
daha da güçlendirir.
Diktatör gider,
yerine yeni bir diktatör gelir.
Erdemli Döngü Kapsayıcı siyasi kurumlar hukuku güçlendirir.
Hukuk ekonomiyi herkese açar, zenginleşen
halk daha fazla hak talep eder.
Refah ve demokrasi
kalıcı hale gelir.

Tablo: Kısır Döngü ve Erdemli döngü kavramları ne ifade eder ve bunların sonuçları nedir?


Türkiye Üzerine Bir Not

Daron Acemoğlu, Türkiye üzerine yaptığı analizlerde de sık sık "düşük kaliteli büyüme"den bahseder. Yani büyüme rakamları artsa bile, eğer bu büyüme teknoloji ve hukuk odaklı değil de inşaat ve rant odaklıysa (sömürücü kurumlara yakınsa), bu durum uzun vadeli bir refah üretmez.

Dar Koridor" (The Narrow Corridor) Teorisi

Acemoğlu’nun son dönemdeki en önemli katkısı, James A. Robinson ile birlikte yazdığı "Dar Koridor" (The Narrow Corridor) teorisidir. Bu teori,

"Neden bazı ülkeler hem özgür hem müreffeh de, diğerleri ya despotizm ya da kaos içinde?"

sorusuna yanıt arar.

1. Dar Koridor Nedir?

Acemoğlu'na göre özgürlük ve kalkınma, iki devasa güç arasındaki hassas bir dengede yürür:

Leviatan (Devlet): Düzeni sağlar, kanunları uygular ve kamu hizmeti verir. Ancak çok güçlü olursa despotlaşır ve toplumu ezer.

Pranga (Toplum): Halkın örgütlü gücü, sivil toplum ve demokrasi. Ancak toplum çok güçlü ve devlet çok zayıf olursa bu sefer kaos ve şiddet (Lübnan veya iç savaş bölgeleri gibi) ortaya çıkar.

Koridor: Devletin toplumu ezemeyecek kadar denetlendiği, toplumun da devleti işlevsiz bırakmayacak kadar ona güvendiği o ince yoldur.

Not: Leviatan, köken anlamı olarak devasa, korkutucu, kontrol edilmesi zor bir canavar demektir. Kavram, Tevrat’ta ve eski Ortadoğu mitlerinde geçen deniz canavarı tasvirlerinden gelir. Leviatan, kontrol edilmezse ezip geçen bir güçtür. Devlet de böyledir: Çok güçsüz olursa kaos çıkar, çok güçlenir ve denetlenmezse canavara dönüşür.

2. Koridorun İçindeki ve Dışındaki Dünyalar

Acemoğlu devletleri üç kategoriye ayırır:

Despotik Leviatan: Devlet çok güçlü, toplum zayıftır. (Örn: Çin, Rusya). Büyüme olabilir ama özgürlük yoktur ve yaratıcı yıkım engellendiği için bu büyüme bir noktada tıkanır.

Kağıttan Leviatan: Devlet kağıt üzerinde vardır ama topluma hizmet götüremez, güvenliği sağlayamaz. (Örn: Bazı Afrika ve Latin Amerika ülkeleri). Burada ne hukuk ne de ekonomik kalkınma olur.

Prangalanmış Leviatan: İşte "Dar Koridor" burasıdır. Toplum devleti prangalamıştır (denetler). Devlet ise topluma hizmet etmek için kapasitesini artırır. (Örn: Batı Avrupa demokrasileri, İskandinav ülkeleri).

Leviatan (canavar) devlete neden benzetiliyor?

Burada anlatılmak istenen şudur: Devlet çok büyüyebilir, çok güçlenebilir. Bireyden kat kat güçlüdür. Eğer denetlenmezse ve sınırlandırılmazsa canavarlaşır.

İşte Hobbes’un (ve sonra Acemoğlu’nun) yaptığı benzetme tam olarak budur:

Devlet, kontrol edilmezse Leviatan olur.

Ama önemli bir incelik vardır: Canavar hep "kötü" değildir, bazen gereklidir. Çünkü güçlü bir varlık olmazsa kaos olur. Herkes kendi başına hareket ederse şiddet olur. Devlet bunu önler.

Bu yüzden Hobbes şunu söyler:

“İnsan, kaostan kaçmak için canavara razı olur.”

Ama Acemoğlu burada frene basar:

“Canavar olacak ama zincirli olacak.”

3. Kızıl Kraliçe Etkisi (The Red Queen Effect)

Koridorda kalmak statik bir durum değildir. Sürekli bir yarış gerektirir. Tıpkı Alice Harikalar Diyarında kitabındaki Kızıl Kraliçe gibi, olduğunuz yerde kalmak için bile çok hızlı koşmanız gerekir.

Devlet kapasitesini artırdıkça (dijitalleşme, yeni vergiler, teknolojik takip), toplum da onu denetlemek için yeni yöntemler geliştirmelidir (özgür medya, bağımsız yargı, protesto hakkı).

  • Devlet çok güçlü toplum zayıf olursa: Eğer devlet toplumdan daha hızlı güçlenirse koridorun dışına, despotizme kayılır.
  • Toplum çok güçlü devlet zayıf olursa: Eğer toplum devleti felç ederse koridorun diğer tarafına, yani kaosa kayılır.

Özgürlük Bir "Lütuf" Değil, Bir "Mücadeledir"

Acemoğlu'na göre İngiltere'nin veya ABD'nin başarısı sadece 1688'de yapılan bir devrimden ibaret değildir. Bu ülkelerin koridorda kalma sebebi,

toplumun devleti sürekli denetlemesi ve kurumların bu baskıyla "kapsayıcı" kalmaya zorlanmasıdır.

Acemoğlu’nun "Reçetesi"

Özetle Acemoğlu bize şunu söyler:

"Ekonomiyi düzeltmek istiyorsanız, önce siyaseti, kurumları ve hukuku düzeltmelisiniz."

Bir ülkede hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve şeffaf denetim mekanizmaları kurulmadan yapılacak hiçbir ekonomik reform kalıcı zenginlik getirmez.


Acemoğlu'ndan Bir Kesit

Yukarıdaki kavramlar ve teori hakkında Acemoğlu'nun kendi açıklamalarından bir kesiti aşağıda bulabilirsiniz.