Gençlerin Yurtdışında Yaşama İsteği Nasıl Tersine Çevrilebilir?
Araştırmalar, Türkiye’de gençlerin büyük bölümünün geleceği yurt dışında aradığını gösteriyor. Bu eğilim, bireysel tercihlerden çok işsizlik, eğitim ve belirsizlikle şekillenen toplumsal koşullarla ilişkili.
Yurtdışında Yaşama İsteği Yüksek
Birden fazla araştırma Türkiye’de gençler arasında yurtdışında yaşama isteğinin yüksek olduğunu ortaya koyuyor:
- 2024 yılında Sabancı Üniversitesi İstanbul Politika Merkezi (Istanbul Policy Center, IPC) tarafından yayınlanan analize göre 18–25 yaş aralığında gençlerin %63’ü “imkan olsa başka bir ülkede yaşamak isterim” dediği görüldü. Tercih edilen ülkelerin başında Almanya, ABD ve Birleşik Krallık yer alıyor.
- 15–25 yaş grubunda yapılan başka bir ankette ise %62,5’lik kesim aynı isteği dile getirdi. CHP’ye oy veren gençlerde bu oran %74,4’e kadar çıktı.
- KONDA tarafından 15–24 yaş grubunda yapılan bir anket, gençlerin yaklaşık %60’ının “fırsat olsa yurt dışında yaşamak isterim” dediğini gösteriyor.
Bu rakamlar “kaçış” ifadesini salt söylemden çıkartıp yaygın bir eğilim olarak gösteriyor.
Kaçış İsteği Sebepsiz mi, Yoksa Beklentiler Karşılanmadığı İçin mi?
Veriler “gitme arzusu”nu nedenleri ile birlikte anlamamıza yardımcı oluyor:
- Yurtdışında daha iyi yaşam koşulları gençlerin ilk motivasyonu olarak öne çıkıyor (%47,8).
- “Daha fazla özgürlük” (%20,7) ve “güvenlik eksikliği” (%16,8) gibi cevaplar da görülüyor.
Yani gençler sadece “başka bir yerde yaşamak istiyorum” demiyor. Daha iyi bir hayat, daha fazla imkan ve daha güvenilir bir gelecek beklentisi dile getiriyorlar.
“Gelecek” Sözcüğünün İçerdiği Zaman
Anketlerde gençlerin büyük bir kısmı hala geleceğe dair belirli beklentilere sahip olsa da, bu beklentiler bugünkü koşullarla ilişkilendirilemiyor gibi görünüyor:
- Türkiye’de genç işsizlik ve NEET (Neither in Education, Employment, Training - Ne Eğitimde Ne İstihdamda) oranları OECD ülkelerine göre yüksek seyrediyor. Bu durum gençlerin somut geleceğe dair planlar yapmasını zorlaştırıyor.
- TÜİK verileri gençlerin göç eğiliminde önemli bir rol oynayan demografik grupları ortaya koyuyor; özellikle 20-29 yaş grubunda göç eğilimi daha belirgin.
Bunlar, “gelecek” sözcüğünün tek başına bir umut ifadesi olmaktan çıkıp somut koşullarla ilişkilendirilemeyen soyut bir kavrama dönüştüğünü işaret ediyor.
Verilerin Gösterdiği Tablo
Veriler şu görsel tabloyu ortaya koyuyor:
- Türkiye’de gençler arasında yurtdışında yaşama isteği yaygın (yaklaşık %60–%70 civarı).
- Bu istem yalnızca “kaçış” değil, daha iyi yaşam koşulları, özgürlük ve istikrar beklentisiyle harmanlanmış.
- Ekonomik ve sosyal göstergeler (işsizlik, eğitim memnuniyetsizliği, NEET oranları) gençlerin geleceğe dair plan kurmasını zorlaştırıyor.
Bu bakışla “kaçış dili” bugünkü gerçeklikler nedeniyle hissedilen belirsizlik duygusunun ifadesi olarak da yorumlanıyor.
Peki Bu Durum Nasıl Tersine Çevrilebilir?
Bu tabloyu değiştirmek tek bir alana müdahaleyle mümkün değil. Gençlerin gelecek yerine kaçış konuşmasının ardında, birbiriyle bağlantılı çok sayıda yapısal unsur bulunuyor. Bu nedenle çözüm de parça parça değil, bütünlüklü düşünülmeli.
Atılabilecek adımların bazıları şunlar olabilir:
1. Orta sınıfın yeniden büyütülmesi ve güçlendirilmesi
Bir toplumda orta sınıfın büyüklüğü çok önemli bir ekonomik veridir. Güçlü bir orta sınıf, aynı zamanda toplumsal istikrarın ve gelecek duygusunun taşıyıcısıdır.
Orta sınıfın daraldığı bir ülkede;
- Emek karşılık üretmez
- Çalışmak güven hissi yaratmaz
- Yükselme fikri yerini savunmaya bırakır.
Bu durum gençlerin “ilerleme” arayışından vazgeçip “çıkış” arayışına yönelmesine neden olur.
2. Çalışanların satın alma gücünün artırılması
Yeni mezunlar dahil olmak üzere çalışan kesimin gelir–yaşam dengesi güçlendirilmeden gelecek fikri somutlaşamaz.
İş hayatına başladıktan sonra:
- makul bir süre içinde bir ev,
- bir araba,
- bağımsız bir yaşam
hayal edilebiliyorsa, insanlar ülkesinde kalmayı düşünür.
Vergi yükü, yaşam maliyetleri ve gelir düzeyi arasındaki dengenin kurulması bu nedenle kritik.
3. Eğitimin diplomanın ötesinde bir karşılık üretmesi
Eğitim sisteminin, iş hayatı ve toplumsal ihtiyaçlarla bağını güçlendirmesi gerekiyor.
Gençler şunu hissettiğinde
“Okuduklarım bir yere bağlanıyor, çabalarım boşuna gitmeyecek”
gelecek konuşulabilir hale geliyor. Aksi durumda eğitim, kaçışın geciktirildiği bir bekleme alanına dönüşüyor.
4. Tarım ve kırsal üretimin gerçek bir seçenek haline gelmesi
Gelecek, yalnızca kentlerde ve beyaz yakalı mesleklerde aranmak zorunda olmamalı.
Tarım politikaları;
- üretimi teşvik eden,
- çiftçiliği sürdürülebilir kılan,
- gençler için saygın ve kazançlı bir alan sunan
bir yapıya kavuştuğunda, kırsalda kalmak da bilinçli bir tercih haline gelebilir. Bu, hem gıda güvenliği hem de genç istihdamı açısından stratejik.
5. Bilim, teknoloji ve nitelikli sanayinin desteklenmesi
Üniversiteler, araştırma kuruluşları ve yüksek katma değerli sanayi alanları güçlendikçe artan refah ile birlikte gençler için ülkede kalmanın anlamı artar.
Türkiye’nin bilim ve teknolojide
- "tüketen" konumundan
- "üreten, geliştiren ve yarışan"
konumuna yükselmesi, gelecek fikrini somutlaştırır.
6. Gençlerin “sorun” değil, özne olarak görülmesi
Gençlik yalnızca yönetilmesi gereken bir risk alanı olarak ele alındığında aidiyet duygusu zayıflar.
Gençlerin;
- karar süreçlerine katıldığı,
- sözünün dikkate alındığı,
- geleceğe dair planlarının ve hayallerinin ciddiye alındığı
bir toplumsal iklim, kaçış dilini kendiliğinden zayıflatır.
7. Refahın ve milli gelirin adil biçimde artırılması
Tüm bu başlıkların ortak noktası şudur: Gelecek, ancak refahın paylaşılabilir ve hissedilebilir olduğu bir ortamda konuşulur.
Milli gelir artışı tek başına yeterli olmaz. Önemli olan bu artışın sağlıklı bir gelir dağılımı ile gündelik hayata yansımasıdır.
Bu başlıklar Türkiye’ye özgü olmayan, gençlerin gelecek algısını etkileyen evrensel dinamikler olarak okunmalı. Farklı ülkelerde, farklı dönemlerde benzer koşullar oluştuğunda, gençlerin dili ve yönelimleri de benzer biçimde değişebiliyor.
Bu çerçevede iki unsur, gelecek fikrinin güçlenmesi açısından özellikle belirleyici görülebilir:
Gelecek Kurma ile Kurumsal Öngörülebilirlik Arasındaki İlişki
Gençlerin bir ülkede uzun vadeli planlar yapabilmesi, yalnızca ekonomik imkanlarla açıklanamaz. Toplumsal düzenin öngörülebilirliği, kuralların sürekliliği ve emek–karşılık ilişkisinin zaman içinde korunacağına dair genel bir güven duygusu, gelecek fikrinin oluşmasında önemli rol oynar.
Bu tür bir güven zemini zayıfladığında, bireyler bulundukları yerden bağımsız olarak geleceklerini başka seçenekler üzerinden düşünmeye daha yatkın hale gelir. Bu durum, belirli bir ülkeye özgü olmaktan çok genel bir toplumsal dinamik olarak değerlendirilebilir.
Kamusal Dilin Gelecek Algısı Üzerindeki Etkisi
Gelecek algısı, bireylerin kişisel deneyimlerinin yanı sıra içinde bulundukları kamusal tartışma ortamıyla da şekillenir. Sürekli gerilim, kriz ve karşıtlık diliyle yürüyen tartışmalar huzur duygusunu, gelecek umudunu ve uzun vadeli düşünme kapasitesini zayıflatabilir.
Buna karşılık daha sakin, çoğulcu ve yapıcı bir kamusal dil; ortak zemin duygusunu, birlikte yaşama fikrini ve geleceğe dair plan yapma isteğini güçlendirebilir. Bu tür bir ortamda gençler, yaşadıkları toplumu yalnızca sorunların konuşulduğu bir alan olarak görmeyip çözümlerin de konuşulabildiği bir alan olarak algılayabilir.
Gelecek, bir vaatten çok gençlerin bugün attıkları adımların yarın bir karşılığı olacağına dair duydukları güvenle kuruluyor.
Kaynaklar
- Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Türkiye’de Gençlerin Yurtdışı Yaşam Eğilimleri ↗︎
- OECD, Youth Not in Employment, Education or Training (NEET) ↗︎
- Betam, Genç Kuşakta Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olanların Çok Boyutlu Analizi ↗︎