Dünyada Yılın Sözcükleri: Rage Bait, Slop, Parasocial — Türkiye’de Dijital Vicdan

Dünyada “rage bait”, “slop” ve “parasocial” gibi sözcükler öne çıkarken, Türkiye’de “dijital vicdan” tartışılıyor. Yılın kelimeleri, dijital çağda dikkat, sorumluluk ve ahlakın nasıl dönüştüğüne dair güçlü ipuçları sunuyor.

Dünyada Yılın Sözcükleri: Rage Bait, Slop, Parasocial — Türkiye’de Dijital Vicdan
Dünyada rage bait, slop, brain rot, parasocial ve Türkiye'de "dijital vicdan"

Son yıllarda bir değil, birbiriyle konuşan birkaç sözcük, içinde yaşadığımız çağın ruh halini ele veriyor.

Sözlüklerin her yıl seçtiği “yılın kelimesi" uygulaması da tam olarak bunu yapıyor. Başlangıçta eğlenceli ya da teknik görünen bu seçimler, zamanla toplumsal, psikolojik ve ahlaki birer göstergeye dönüştü. 2025’te öne çıkan sözcükler ise, dijital çağın yalnızca imkanlarını değil; yorgunluklarını, aşınmalarını ve çarpıklıklarını anlatıyor.


Emoji ile Başladı ve "Gerçek Sonrası" ile Devam Etti

Kısa Bir Zaman Çizgisi

Bu dönüşümü anlamak için geriye doğru bakmak yeterli. 2015’te Oxford’un "yılın sözcüğü” olarak gözyaşlarıyla "gülen emoji"yi seçmesi, dijital iletişimin duyguları metnin önüne geçirdiği bir dönemi simgeliyordu. “Emoji”, “app” ve “selfie” gibi sözcükler, teknolojinin hayatı kolaylaştıran ve hızlandıran yönlerini temsil ediyordu.

Ancak kısa süre içinde sözcüklerin tonu değişti. 2016’da “post-truth”, 2017’de “fake news” (sahte haberler) öne çıktı. Ardından Cambridge Analytica skandalı, dijital platformların basit birer iletişim aracı olmanın ötesinde algı ve davranış biçimlerini şekillendiren güçler olduğunu açıkça gösterdi. Gerçeklik, artık yalnızca tartışılan değil, aşınan bir kavramdı.

Post-truth (Gerçek Sonrası) Nedir?

Post-truth, bir konuda gerçeğin ne olduğundan çok, insanların neye inanmak istediğinin belirleyici hale gelmesi durumunu anlatır.

Bu ortamda:

  • Duygular,
  • kişisel inançlar
  • ve ideolojik yakınlık,

kanıtların ve doğrulanabilir bilgilerin önüne geçer.

Bir bilgi doğru olduğu için değil,

  • öfke uyandırdığı,
  • korku yarattığı
  • ya da taraf tuttuğu / bizden olduğu için yayılır.

Post-truth çağında asıl dönüşüm, bilginin niteliğinde değildir. Onu değerlendirirken kullanılan ölçütlerdedir.

Artık soru “Bu doğru mu?” değildir.

“Bu benim hissettiğim dünyaya uyuyor mu?” sorusu belirleyicidir.

2023’te yapay zekanın gündelik hayata girişiyle birlikte “artificial intelligence” (yapay zeka) ve “hallucinate” (halüsinasyon görmek) gibi sözcükler öne çıktı. Yapay zekanın "halüsinasyon gördüğü" ve yanlış bilgiler verebildiği anlatılıyordu. Bu, yapay zekanın verdiği bilgilerin doğruluğunu ve anlamını da tartışmaya açan bir gelişmeydi.

2024’te ise Oxford University Press’in seçimi “brain rot” oldu.

Bu ifade bire bir çevrildiğinde, “beyin çürümesi” anlamına geliyor. İlk bakışta kaba, hatta abartılı görünen bu tanım, aslında belirli bir tıbbi durumu değil, dijital çağın zihinsel etkilerini anlatan güçlü bir mecazı işaret ediyordu. Özellikle kısa biçimli, yüzeysel ve anlamsız içeriklerin yoğun tüketimiyle, zihnin giderek kolay ve boş olana alışmasını tarif ediyordu.

Oxford’un gerekçesinde vurgulanan nokta şuydu: Sürekli akan, önemsiz, anlamsız, düşük kaliteli içerik; düşünceyi öldürüyor, düşünmeyi gereksiz kılıyor. “Brain rot”, tam da bu zihinsel yorgunluğu ve sığlaşmayı adlandıran bir uyarı sözcüğüydü.

Ve 2025’e gelindiğinde, sözcükler bu birikimin sonuçlarına odaklanmaya başladı.


2025’in Üç Ana Kavramı: Öfke, Posa ve Sahte Yakınlık

2025’te öne çıkan üç kavram, dijital çağın farklı ama birbirine bağlı üç yüzünü gösteriyor.

Oxford’un yılın sözcüğü olarak seçtiği “rage bait”, bilinçli biçimde öfke, nefret ya da hayal kırıklığı üreten; insanları tepki vermeye zorlayan içerikleri tanımlıyor. Ama mesele yalnızca kışkırtıcı başlıklar değil. “Rage bait”, etkileşimin giderek öfke üzerinden inşa edildiği bir düzeni işaret ediyor. Öfke, artık bir duygu değil; bir strateji.

Merriam-Webster’ın 2025 seçimi olan “slop”, yapay zeka çağının başka bir yüzünü ortaya koyuyor. Düşük nitelikli, düşük emekli ama büyük miktarlarda üretilen içerikler… Reklamlar, metinler, hatta kitaplar. Buradaki sorun teknolojinin kendisi değil; anlamın ucuzlaması. İçerik var, ama içerik taşımıyor.

Cambridge Dictionary’nin seçtiği “parasocial” kavramı ise, tek yönlü ilişkileri anlatıyor. Ünlülerle, kurgusal karakterlerle ya da artık yapay zeka sohbet botlarıyla kurulan sahte yakınlıklar. Karşılıklılık yok, sorumluluk yok; ama güçlü bir bağlılık hissi var. Yalnızlık, dijital temasla dolduruluyor.

Bu üç kavram bir arada okunduğunda, ortak bir tablo ortaya çıkıyor:
Dijital çağda duygu var, tepki var, yakınlık var; ama bunların çoğu eyleme ve sorumluluğa dönüşmüyor.


Türkiye’de Benzer Bir Kavram: Dijital Vicdan

Tam bu noktada, Türkiye’de seçilen kavram küresel tabloyla birleşiyor: dijital vicdan.

Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için belirlediği bu sözcük grubu, dünyanın başka yerlerinde farklı adlarla tartışılan aynı sorunun ahlaki yüzünü adlandırıyor. Beğenmek, paylaşmak, yorum yapmak… Bunların her biri bir tepki. Ama çoğu zaman bu tepkiler, gerçek hayatta bir karşılık üretmeden sona eriyor.

Dijital ortamda yapılan sembolik destekler, kişide bir “bir şey yaptım” hissi yaratırken, sorumluluğu da aynı hızla ortadan kaldırabiliyor. Vicdan rahatlıyor; ama dünya değişmiyor.

Bu açıdan bakıldığında, “dijital vicdan” yalnızca Türkiye’ye özgü bir kavram değil. Aksine, rage bait, AI slop ve parasocial gibi sözcüklerin işaret ettiği sorunların, bizdeki dilde aldığı özel bir biçim.


Dil Ne Yapıyor?

Bu sözcüklerin ortak özelliği, yeni bir kötülük icat etmeleri değil. Var olan eğilimleri görünür kılmaları. Dil burada bir suçlu değil; bir gösterge. Toplum ne yaşıyorsa, sözcükler onu adlandırmaya çalışıyor.

Bugün sözlüklerin sayfalarına giren sözcükler, dijital çağın hızıyla birlikte hayatımıza getirdiği yorgunluğu anlatıyor. Tepkinin eyleme, bilginin anlamaya, yakınlığın sorumluluğa dönüşmediği bir dünyada, sözcükler de bu eksikliği işaret ediyor.

2025’in sözcükleri, dijital çağda birbirimize ne kadar “bağlantılı” olduğumuzdan çok nasıl yüzeyselleştiğimizi anlatıyor. Ve tam da bu yüzden, bu sözcükler rahatsız edici. Çünkü asıl bakmamız gereken yere işaret ediyorlar.


İlgili Yazılar