“Dilde Tasfiye” Söylemi: Türkçe Tasfiye mi Edildi?

Sizce Türkçe tasfiye mi edildi?

“Dilde Tasfiye” Söylemi: Türkçe Tasfiye mi Edildi?
Türkçe tasfiye mi edildi?

Güçlü Görünen Ama Sorunlu Bir Anlatı

Son zamanlarda Türkçe üzerine yazılan bazı yazılarda, sadeleşme çabaları “tasfiye”, hatta “beka" sorunu olarak tanımlanıyor. Bu metinler ilk bakışta güçlü bir tarih ve medeniyet anlatısı sunuyor. Ancak yakından bakıldığında, bu anlatının gerçeklere değil varsayımlara dayandığı görülüyor.

O varsayımlardan bazı örnekleri burada ele alalım:


Dilde Tasfiye

Şöyle bir görüş öne sürülüyor:

Dilde tasfiye (öz Türkçecilik) bir beka sorunudur;
Türkçenin sadeleşmesi milletin hafızasını, medeniyetini ve kimliğini yok etmiştir.”

Bu iddia zaman zaman üç ayak üzerine kuruluyor:

  1. Tarihsel anlatı (göçebe → medeniyet → imparatorluk dili),
  2. Kutsallık ve hiyerarşi (Arapça–Farsça merkezli dil evreni),
  3. Güncel çöküş örnekleri (gençlerin kelime bilmemesi).

Bu söylemi güçlendirmek için çeşitli teknikler kullanılıyor.

Örnekler verelim ve çözümleyelim:

a. Aşağılayıcı tarih anlatısı

Bu bir değersizleştirme tekniği ve şuna benzer bir dil ile yapılıyor.

“Göçebe toplumarın kültürleri, dolayısıyla dilleri ileri düzeyde gelişmez, olgunlaşmaz, derinleşmez.”

Dolayısıyla "Türkler göçebe toplumlardı, onun için dilleri ancak belli bir düzeye kadar gelişebildi" düşüncesi öne sürülmüş oluyor.

Bu düşünce:

  • tarihsel olarak yanlış,
  • antropolojik olarak çürütülmüş,
  • ideolojik olarak son derece sorunludur.

Göçebe toplumların;

  • sözlü edebiyatı,
  • şiiri,
  • mitolojisi,
  • destan geleneği

çok güçlüdür.

Söz konusu iddia Türkçenin dil tarihi açısından en güçlü dönemlerini ıskalamaktadır.

Orhun Yazıtları gibi Türkçenin en büyük metinlerinden bazıları göçebe ya da yarı göçebe dönemlerin ürünüdür. Orhun Yazıtları, “geri kalmış bir dilin” değil; yüksek soyutlama gücüne sahip bir dilin göstergesidir.

Burada yapılan şey:

Türkçenin öz dönemini bilinçli biçimde değersizleştirmektir.

b. “Arapça ve Farsça sayesinde medeniyet dili olduk”

Açık bir hiyerarşi kuruluyor:

  • Türkçe → “çekirdek”
  • Arapça → kutsal / üst katman
  • Farsça → estetik / evliya dili

Bu, dilbilimsel değil; ideolojik ve teolojik bir sıralamadır.

Buradaki örtük önerme:

Türkçe kendi başına yetmez,
Arapça ve Farsça ile “yükselir”.

Bu bir yorumdur, ötesi değildir.

Bir dilin başka dillerden etkilenmesi doğaldır.
Ancak bu etkileri:

“medeniyet seviyesi ölçütü”

haline getirmek, Türkçeyi kendi başına yetersiz göstermektir.

Bu yaklaşım şunu ima eder:

  • Türkçe tek başına yetmez,
  • başka dillerle “tamamlanır”.

Bu dilbilimsel değil, ideolojik bir ön kabuldür.


c. “Mahut kelimeler artık özbeöz Türkçe oldu”

Yani Arapça, Farsça ve benzeri yabancı dillerden Türkçeye geçen sözcükler artık "özbeöz Türkçe" oldu denmek isteniyor.

Bu iddia teknik olarak yanlıştır.

Bir sözcüğün:

  • uzun süre kullanılması,
  • gündelik dile yerleşmesi

onu etimolojik olarak Türkçe yapmaz.

Kullanım ≠ köken.

Bu noktada;

  • dilbilimsel terimler ideolojik anlamlarla karıştırılmaktadır.

Bu ayrımı yok saymak, dil tartışmasını bilimsel zeminden çıkarır.


d. “Dilde tasfiye, dünyanın hiçbir ülkesinde yapılmayan bir cinayettir”

Bu tür ifadeler:

  • kanıtsız genelleme,
  • abartı,
  • korku dili

örneğidir.

“Cinayet”, “yıkım”, “beka” gibi kelimeler teknik değil, duygusal etki üretir. Üstelik içerdiği iddia da yanlıştır.

Gerçek şudur:

  • Almanca sadeleşti,
  • Japonca sadeleşti,
  • İbranice yeniden inşa edildi,
  • Kore dili reform gördü.

Yani yapıldı, hem de başarılı biçimde.


e. “Gençler eski kitapları okuyamıyor” söylemi

Bu söylem ilk bakışta güçlü görünür ama yalnızca Türkçeye özgü bir durum olarak sunulduğunda yanlıştır. Çünkü;

  • Bir İngiliz, Shakespeare’i açıklamasız rahat okuyamaz.
  • Bir Alman, Goethe’yi sözlüksüz anlamakta zorlanır.

Shakespeare'in eserlerinin orijinal metnini arkaik kelimeler, değişmiş anlamlar, eski gramer formları (thou/thee, eski fiil çekimleri) ve şiirsel yapı nedeniyle anadili İngilizce olanlar bile açıklamasız/dipnotsuz rahat okuyamaz. Goethe'nin eserlerindeki bazı arkaik kelimeler, uzun cümleler ve klasik üslup nedeniyle tüm incelikleri yakalamak için sözlük veya açıklama gerekebilir – sözlük veya açıklama olmadan özellikle gençler veya az okuyanlar için zorlayıcı olabilir. Goethe Sözlüğü (Goethe-Wörterbuch) gibi projeler bile vardır, çünkü Goethe'nin eserlerindeki bazı ifadeler bugün sık kullanılmamaktadır.

Bu:

dilin ölmesi değil, dilin yaşamasıdır.

Diller değişir; eski metinler eğitimle okunur.

Bu bir kopuş değildir. Bu bir eğitim meselesidir.

Dil değişir, metinler eskir, ama bağ çeviriyle ve öğretimle kurulur.


f. Yanıltıcı Seçili Örnekler

Arapça ve Farsça kökenli eski sözcükleri örnek verip gençleri bunları bilmedikleri için aşağılayıcı biçimde eleştirmek yanıltıcıdır. Çünkü günümüzde seyrek kullanılan yabancı kökenli eski sözcüklerin bilinmemesi:

  • cehalet değil,
  • çöküş değil,
  • doğal elenmedir.

Üstelik ses uzunluğuna dayalı anlam ayrımları çoğu zaman Türkçeye değil, alıntı yapılan yabancı dillerin yapısına aittir.

Sorun alfabe ya da sadeleşme değildir. Sorun yabancı dillerden gelen uyumsuz yüklerdir.


İki Farklı Dil Anlayışı

Tüm bu örneklere baktığımızda şunları söyleyebiliriz:

Türk Dilinin sadeliği konusunda karşı karşıya gelen iki yaklaşım olduğu görülür.

  • Biri dili geçmiş, kutsallık ve imparatorluk hafızasıyla tanımlar.
  • Diğeri dili ses, yapı ve işlev üzerinden okur.

Bu iki yaklaşımın vardığı sonuçlar da farklıdır.

Dili korumak, onu korku söylemiyle sabitlemek olamaz.
Dilin kendi yapısına güvenerek yaşamasına saygı duyulmalıdır.