Dijital: Sözcük Kökeni ve Türkçesi
Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre “dijital”, "sayısal" ya da "sanal" anlamlarına gelir. Peki Türkçede “sayısal” varken neden “dijital” yerleşti? Dil tercihlerinin düşünme biçimimizi nasıl etkilediği, bu yazıda sözcük kökeni üzerinden ele alınıyor.
Bugün “dijital” sözcüğünü neredeyse düşünmeden kullanıyoruz.
Dijital çağ, dijital medya, dijital kimlik, dijital vicdan…
Sözcük bu kadar yaygınken, şu soru çoğu zaman sorulmuyor:
“Dijital” ne demek ve Türkçede neyi karşılıyor?
Sözcüğün Kökeni: Parmaktan Ekrana
“Dijital” sözcüğü, Klasik Latincede digitus yani parmak anlamına gelen sözcüğe dayanır. Parmakla saymaya gönderme yapan bu kök, zamanla “basamak”, “sayı”, “sayısal” anlam alanına doğru genişler.
Latince digitus → İngilizce digit → digital hattı, sözcüğün temel anlamını da açık eder:
sayılabilir, ayrık, birimlere bölünebilir olan.
Başlangıçta “dijital”, teknolojik bir terimdir. Sürekliliği kesintiye uğratan, analogun karşıtı olan bir sistemi anlatır. Yani dijital, önce bir ölçme ve temsil biçimidir.
Türkçeye Giriş ve Önerilen Karşılık
Latince kökenli “Dijital” Türkçeye Fransızca ve İngilizce üzerinden girmiştir.
Türk Dil Kurumu, bu sözcük için “sayısal” karşılığını önermektedir.
Teknik açıdan bakıldığında bu öneri doğrudur. Dijital sistem, gerçekten de sayısal bir sistemdir.
Ancak mesele burada teknik doğrulukla bitmez. Çünkü sözcükler, yalnızca doğru oldukları için değil, yerlerine oturdukları için yaşar.
Neden “Sayısal” Yerleşmedi?
“Sayısal”, Türkçede zaten var olan bir sözcüktür ve daha çok matematiksel bağlamlarda kullanılır: sayısal veri, sayısal ölçüm, sayısal sonuç.
“Dijital” ise Türkçede daha farklı bir alana yayılmıştır. Artık bir teknik terimin ötesinde bir yaşam biçimini, bir alışkanlıklar kümesini, hatta bir zihniyeti anlatır.
Bu yüzden:
- sayısal saat yerine dijital saat
- sayısal çağ yerine dijital çağ
- sayısal ortam yerine dijital ortam
gündelik hayatta daha çok karşılık bulmuştur.
Buradaki fark anlamdan çok kullanım alanıdır.
Türkçede “Dijital” Neyi Anlatıyor?

Bugün Türkçede “dijital” sözcüğü, çoğu zaman teknik karşılığının ötesine geçer.
Şu anlamları birlikte taşır:
- ekran aracılığıyla kurulan ilişki,
- fiziksel olmayan temas,
- hız, eşzamanlılık ve arşivlenebilirlik,
- aracılı deneyim.
Bu yüzden “dijital”, Türkçede yalnızca bilgi işleme dayalı sistemlerin nasıl çalıştığını değil, nasıl yaşandığını da anlatan bir sözcüğe dönüşmüştür.
“Dijital”in Türkçesi mi, Türkçede “Dijital” mi?
Bu kritik ayrımı yaparken göz önünde bulundurulması gereken şudur:
Konu “dijital”in Türkçe karşılığının bulunmaması değildir. Konu Türkçenin bu sözcüğü kendi ihtiyaçlarına göre dönüştürmüş olmasıdır.
Bugün Türkçede:
- “sayısal” daha dar ve teknik,
- “dijital” daha geniş ve kültürel bir alanı karşılar.
Bu, dil açısından bir iş bölümüdür.
İlgili Yazı: Türk Dil Kurumu’nun 2025 Yılı Kelimesi: “Dijital Vicdan”
Türkçe Düşünmek Açısından Bir Kayıp mı?

Ancak tam bu noktada, daha zor ve daha rahatsız edici bir soru ortaya çıkar.
Türkçenin düşünceyi derinleştiren yapısı göz önüne alındığında bugün “dijital” yerine en baştan “sayısal” sözcüğü yerleşmiş olsaydı ne olurdu?
Eğer ekranla kurduğumuz ilişkiyi veriyle kurduğumuz temasla ve hızla akan görüntüleri basamaklara bölünmüş bir düzenle adlandırsaydık “dijital” diye sıfatlandırdığımız pek çok kavramı daha erken ve daha berrak anlamaya ve tartışmaya başlayabilir miydik?
"Dijital çağ" yerine “sayısal çağ” demek, çağın teknolojik yanını vurgulamanın yanı sıra aynı zamanda parçalanmışlığını, kesintililiğini, birimlere ayrılmışlığını da görünür kılabilirdi.
Bu, “sayısal” her şeyi daha iyi anlatırdı demek değildir elbette. Ama dilin düşünmeyi yönlendirdiği gerçeği göz önüne alındığında, öz Türkçe bir karşılığın erken yerleşmesi, kavramlarla kurduğumuz mesafeyi kısaltabilirdi.
Çelişki şudur:
- Bugün “sayısal” dar kaldığı için “dijital” yerleşti.
- Ama belki de “dijital” bu kadar genişlediği için, bu deneyimin sayılar üzerine kurulu olduğu gerçeği bizim algımızda geri planda kaldı.
Yani sorun, dijital sözcüğünün yabancı dil kökenli oluşu bir yana, onu Türkçede sorgulamadan ve bağlamlarını ayırmadan kabullenmiş olmamızdır.
Türkçe, bu sözcüğü olduğu gibi benimseyince biz bunun bedelini düşünce derinliğimizi kaybederek mi ödedik?
Dildeki tercihler neyi ne kadar fark edeceğimizi de belirler.