ABD'nin Venezuela Operasyonu Avrupa’da Nasıl Görüldü?
ABD’nin Venezuela’ya yönelik hamlesi Avrupa’da sonuçtan çok yöntem üzerinden tartışıldı. Birçok başkent için mesele Trump'ın yöntemlerinin uluslararası hukuk ve egemenlik açısından sorunlu bulunması ve bu tür müdahalelerin yaratacağı emsaldi.
Hukuk mu Önemli Sonuç mu? Kıtanın Bölünen Refleksi
Trump, hafta sonu yaptığı açıklamada Maduro’nun devrilmesine yol açan askeri operasyonu “parlak” olarak nitelemiş ve ABD’nin Venezuela’yı geçici bir süreyle yöneteceğini bildirmişti ancak bu sürenin ne kadar olacağını belirtmemişti.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik hamlesi Avrupa’da da yakından izlendi. Ancak tepkiler, Washington’daki gibi iç siyaset ekseninde şekillenmedi. Daha çok uluslararası hukuk, egemenlik ve yöntem tartışmaları üzerinden ifade edildi. Avrupa açısından mesele, Maduro’nun gitmesinin hangi yolla sağlandığıydı.
Hukuk ve Egemenlik Vurgusu
Avrupa’daki genel hava temkinliydi. Birçok Avrupa hükümeti ve yorumcu, ABD’nin askeri müdahalesinin uluslararası hukuku ve devlet egemenliği ilkesini zedelediği görüşünde birleşti. Özellikle Birleşmiş Milletler Şartı ve güç kullanımına dair kurallar sıkça hatırlatıldı. Bu yaklaşım, “sonuç iyi olabilir” diyenlerle “yöntem sorunlu” diyenler arasındaki ayrımı görünür kıldı.
European Union kurumları ve üye ülkelerin önemli bir bölümü, Venezuela’nın geleceğine Venezuelalıların karar vermesi gerektiğini vurguladı. Ortak mesaj şuydu: Silahlı müdahale yerine itidal, gerilimi düşürme ve diplomatik süreçler.
Kaja Kallas'ın Açıklaması
Avrupa Birliği’nin dış politika sorumlusu Kaja Kallas, yayımladığı açıklamada tüm taraflara “itidal” çağrısında bulundu ve uluslararası hukuka saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklama, ABD’nin Venezuela’ya ilişkin bundan sonraki adımlarına dair net bir çerçeve sunmadığı bir dönemde geldi.
Kallas’ın imzasını taşıyan bu tutum, 27 AB üyesinin 26’sı tarafından desteklendi. Macaristan ise açıklamaya katılmayan tek ülke oldu. Budapeşte’nin bu tercihi, ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu yakın ilişkiyle ilişkilendirildi.
Birlik Yok, Tonlar Farklı
Avrupa tek sesli değildi. Kimi başkentler hukuki kaygıları daha sert dile getirirken, bazıları sonucu sessizce olumlu buldu ama yönteme mesafe koydu. Tartışmanın odağı çoğu zaman “Maduro kalmalı mıydı?” sorusu olmadı. “BM onayı olmadan güç kullanılabilir mi?” sorusu oldu.
İspanya ve Fransa bu noktada daha görünür bir itiraz çizgisi benimsedi. Her iki ülke de ABD’nin hamlesini uluslararası meşruiyet açısından sorunlu bulduğunu açıkça dile getirdi. Buna karşılık Macaristan gibi bazı ülkeler, AB içinde ortak bir eleştirel dil oluşmasına mesafeli durdu. Bu tutum, Avrupa’daki iç ayrışmaları bir kez daha ortaya koydu.
Birleşik Krallık Mesafeli Ama Dikkatli Yaklaştı
Birleşik Krallık’ta ton ihtiyatlıydı. Başbakan Keir Starmer, Maduro yönetiminin demokratik meşruiyetine işaret ederken, uluslararası hukukun ve olguların esas alınması gerektiğini vurguladı. Londra, sürece dair netleşme beklediğini ifade etti.
Buna paralel olarak bazı İngiliz siyasetçiler ve yorumcular, müdahalenin kurallara dayalı küresel düzeni zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Buradaki kaygı, Venezuela vakasının emsal oluşturma ihtimaliydi.
Almanya Sonuçtan Ziyade Yöntemi Önemli Gördü
Almanya’da hükümet, Maduro’nun otoriter yönetiminin sona ermesini olumlu bulan bir dil kullansa da askeri müdahaleye dayalı çözüm fikrine mesafeli yaklaştı. Berlin, siyasi ve diplomatik bir çözüm çağrısını yineledi ve uluslararası hukukun altını çizdi.
Alman kamuoyunda ve yorum dünyasında ise görüşler bölündü. Kimi yorumcular sonucu pragmatik bulurken, kimileri normların ihlali üzerinden sert eleştiriler getirdi. Bu ikilik, Avrupa genelindeki tartışmanın da özeti gibiydi.
İspanya ve İtalya'da Net Karşı Duruş ve İç Bölünme
İspanya, ABD’nin hamlesine en sert itiraz eden ülkelerden biri oldu. Madrid, Maduro'nın meşruiyetinin olmadığını belirtti ama uluslararası onay olmadan yapılan bir müdahalenin kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etti.
İtalya’da ise tablo daha parçalıydı. Başbakan Giorgia Meloni’nin Washington’a daha yakın bir çizgiye açık olduğu görülürken ülke içindeki diğer siyasi aktörler askeri müdahaleye karşı daha net bir dil benimsedi ve diplomasi çağrısı yaptı. Bu durum, İtalya’daki iç siyasi ayrışmayı yansıttı.
Avrupa Kamuoyunda Şüphe Hakim
ABD’nin aksine, Avrupa genelinde bu olaya dair kapsamlı ve tekil kamuoyu anketleri sınırlı. Ancak uzman yorumları ve medya analizleri, Avrupa kamuoyunda askeri güç kullanımına karşı belirgin bir şüphe olduğunu gösteriyor.
İlgili Yazı: Trump’ın Venezuela Hamlesini ABD Kamuoyu Nasıl Gördü?
Özellikle liberal ve merkez sol çevrelerde Trump’ın hamlesinin çok taraflılık ve küresel normlar açısından yıpratıcı olduğu düşüncesi öne çıktı. Buna karşılık bazı muhafazakar ya da milliyetçi yorumcular, Maduro’nun devrilmesini olumlu bulsa da kullanılan yönteme mesafeli kaldı.
Avrupa Açısından Tablo Ne Söylüyor?
Avrupa’da bu olay, bir “rejim değişikliği” tartışmasının ötesine geçti ve uluslararası düzenin nasıl işlemesi gerektiği sorusunu gündeme getirdi. Kıta genelinde paylaşılan ortak kaygı, tek taraflı askeri hamlelerin kurallara dayalı sistemde kalıcı hasar yaratma ihtimaliydi.
Kısacası Avrupa’da tepki temkinli ve bölünmüş durumdaydı. Maduro’nun gitmesine dair örtük bir sempati zaman zaman hissedilse de ABD'nin yöntemlerini tasvip etmeyen bir yaklaşım ağır bastı. Tartışma, daha çok egemenlik, hukuk ve emsal kavramları etrafında döndü.